B12 vitamini düzeyinin yüksekliğine sevinmeli miyiz? Yoksa…
B12 vitamini -DNA ve RNA sentezine katkısı nedeniyle- beden hücrelerinin çoğalma ve yenilenmesi için elzemdir. Ayrıca sinir hücrelerini yalıtıp sinyal iletimini hızlandıran miyelin kılıfı yapımı ve bedende yüzden fazla bileşikte kullanılan metil üretimi için de gereklidir. Bu nedenle eksikliği -başta kan hastalıkları, nörolojik ve psikolojik sorunlar- gerçekten çok ciddi sorunlar yaratabilir.
Neyse ki, bu konuda hem hekimlerin, hem de toplumun
duyarlılığı hayli arttı. Artık, hekimler gerek görmese dahi, hastaneye
başvuranlar bile kanda B12 tetkiki yapılmasını isteyebiliyorlar.
İşe de yarıyor: Eksiklik saptananlarda B12 eksikliğinin
yarattığı sonuçlar kalıcı hale gelmeden, erken bir dönemde tedavi mümkün
olabiliyor.
Buna karşılık -gözlemlediğim kadarıyla- kanda B12
değerlerinin yüksek çıkması genelde eksiklik kadar önemsenmiyor. Bunda bir
yandan söz konusu vitamin olunca, “fazlası göz çıkarmaz!” gibi (aslında
çok da doğru olmayan) bir anlayışın ve -suda eriyen bir vitamin olduğundan- “nasılsa
fazlası kolayca böbrekten atılır” düşüncesinin payının olduğunu sanıyorum.
Bu yazıdan amacım, B12 düzeyinin yüksek çıkmasının da düşük
çıkması kadar önemsenmesi gerektiğine dikkat çekmektir.
***
“Yüksekliği neden önemsemeliyiz?” sorusunun cevabını doğru
anlayabilmek için, B12’nin bedenimizdeki seyrine bir bakmak gerekir:
(Anlatacaklarımın çoğu okuyucuyu yorabileceğinin farkındayım. Sorunun arka
planını merak etmeyenler yazının son üç paragrafıyla yetinebilirler!)
Et, süt, yumurta gibi hayvansal besinlerle aldığımız B12’nin öncelikle mide asidi ve -mideden salgılanan pepsin enzimi yardımıyla, bağlı olduğu proteinlerden ayrışması gerekiyor. Ayrışan B12 önce (transkobalamin I olarak da bilinen) haptokorin (HC), ardından (HC’den ayrılıp) ince bağırsakta intrinsek faktör (İF) denen taşıyıcılara bağlanıyor. İnce bağırsağın son kısmında (terminal ileumda), bağlandığı İF’ü tanıyan reseptörler sayesinde -vücuda emilmek üzere- bağırsak hücrelerine buyur ediliyor. Yalnızca diyette aldığımızın (%1 kadar) çok küçük bir kısmı, İF olmadan da bu hücrelere girebiliyorlar.
Bağırsaktan emilen B12, kanda, adından daha önce söz ettiğim
HC ve transkobalamin (TC) III denen taşıyıcılara bağlanıp (portal dolaşım
sistemiyle) karaciğere taşınıyor. Karaciğer bunlardan HC’e bağlı olanları kabul
ederken, TC III taşıyıcısına bağlı olanlar, (sistemik) dolaşım sistemiyle,
ihtiyacı olan diğer beden hücrelerinin kapısına dayanıyorlar. Ama bu hücrelere
girebilmek için bir başka TC’e (TC II’ye) bağlanmak zorundalar.
Karaciğere girenlerden ihtiyaç fazlası B12 burada
depolanabilmektedir ve bu depolar 5 yıl kadar idare edebilecek kapasiteye
sahiptir.
İhtiyaç duyan hücrelerde ilk işlem, lizozom denen yapılarda
B12’yi taşıyıcılarından (HC ve TC II’den) ayırmaktır. Serbest kalan B12,
yazının başında belirttiğim işlevleri yerine getirebilmek için hücre
sitoplazmasında homosisteinden metiyonin ve metil-tetrahidrofolattan
tetrahidrofolat ile mitokondrilerinde metilmalonil-KoA’dan süksinil KoA
oluşumuna katılır.
“Öf! Yeter artık!” dediğinizi duyar gibiyim. Bıkmadan
okumaya devam edebildiyseniz ve B12 sorunu yaşamıyorsanız, bunca engel
karşısında ne kadar şanslı olduğunuzu anlamışsınızdır.
***
B12 ölçümü, B12 kanda dolaşırken bağlı olduğu
taşıyıcılardan yani HC ve TC’den ayrıştırıldıktan sonra yapılıyor. Demek
oluyor ki, biz incelenen kanın alındığı zamanki kanda dolaşan taşıyıcılara
bağlı B12’yi ölçüyoruz. Kanda B12’yi taşıyan taşıyıcıların %80’nin HC (TC I)
olduğu ve onun da yarı ömrünün 10-12 gün olduğu yani yükünü hemen boşaltmadığı
dikkate alınırsa, B12 vitamini taşıyıcı miktarının, kandaki B12 seviyesindeki
önemi daha iyi anlaşılabilir. Tabii ki, ölçüm soncu bu koşullarda bedenin
B12 ihtiyacının ne ölçüde karşılanabildiği konusunda sağlıklı bir değerlendirme
olmayabiliyor!
Kabaca 1000 pg/ml (veya
ng/L) veya 739 pmol/L B12 değerlerinin üstü B12 için fazla yüksek sayılıyor.
B12’nin kanda fazla yüksek
ölçülmesinin farklı sebepleri var:
- · En masumu gereğinden fazla B12’yi ağızdan veya enjeksiyon yoluyla almak olabilir. Bu noktada böylesi bir sebeple B12 yüksekliğinin önemli bir sorun yaratmayacağını söyleyebilirim. Şimdiye kadar bu nedenle yüksekliğin bir sorun yarattığına ilişkin bir kanıt saptanamadı. Ama bundan sonra sıralayacağım sebepler için bunu söyleme imkânı yok!
- · Yeterince B12 alınması (yahut takviyesi) ve tüm engelleri aşıp ihtiyaç duyan hücrelerin kapısına kadar gelmesine rağmen, -onu hücreye sokacak- TC II’nin doğuştan (konjenital) eksikliği (veya B12’ye bağlanma kusuru) bir başka aşırı yükseklik nedenidir. Bu durumda B12, TC III’e bağlı halde kapıda birikecek ve B12 değeri yüksek çıkacaktır. Oysa paradoksal olarak B12 -gerçekte- ‘eksik’ demektir. Benzeri bir başka sorun, (otoimmün olarak) TC II’ye karşı antikor gelişip, B12’nin yine kapıda kalmasıdır. Özellikle fazlaca B12 zerki yapılan hastalarda bu risk yüksektir.
- · Bağırsaktan emilen B12’nin (HC taşıyıcına bağlı olan) çoğunun karaciğere geldiğini söylemiştim. Şayet herhangi bir nedenle ciddi karaciğer hasarı varsa, bu kez B12 HC taşıyıcısına bağlı olarak karaciğer kapısında bekletilip, bir öncekine benzer şekilde yine kanda B12 yüksek çıkacak ama bu kez -vücudunun kalanında- paradoksal B12 eksikliği yaşanmayacaktır. Karaciğer hasarı ayrıca hücrelerdeki yıkım sonucu, depolanmış B12’nin sızarak dolaşıma geçmesine neden olmasıyla da B12’yi fazlaca yükseltebilir. B12’nin fazlaca yükselebildiği karaciğer hasar nedenlerinden alkolik hepatit, karaciğer yetersizliği, karaciğerin kendi kanseri veya metastaz özellikle dikkat çekicidir.
- · HC (TC I) ve TC III daha çok granülosit denilen akyuvarlarda; TC II ise karaciğer hücreleri, damar iç duvar (endotel) hücreleri, monosit denilen akyuvarlar ve bağırsak örtü (epitel) hücreleri gibi farklı dokularda üretilmektedir. Akyuvarlarda (>lökositlerde) bir nedenle aşırı artış veya üretildikleri dokuların kanserlerinde olduğu gibi dokuların aşırı büyümeleri, söz konusu taşıyıcıların aşırı üretilmelerine; sonra da hücre harabiyeti veya hücrelerden sızma yoluyla kana fazlaca salınmalarına; böylelikle kanda artan taşıyıcılar nedeniyle B12’nin yüksek çıkmasına neden olabilir. Bu duruma kronik miyeloid lösemi, akut lösemiler, primer polisitemi, primer hipereozinofili sendromu, miyelodisplaziler gibi çeşitli kan hastalıklarında ve karaciğer, akciğer, meme, kalın bağırsak, mide, pankreas, prostat gibi farklı organların kanserlerinde (özellikle metastaz yapmış kanserlerde) rastlıyoruz.
- · Böbrek yetmezlikleri de fazla B12’nin idrarla atılmasını azaltarak B12 yüksekliklerine neden olabilir. Ama taşıyıcılara bağlı B12 böbrekten süzülemediğinden, zaten idrarla atılamadığını, ancak serbest B12’nin idrarla atılabildiğini belirtmek gerekir. Buna karşılık hem bağırsaktan emilemeyen B12, hem de karaciğerden safraya atılan (enterohepatik dolaşıma giren) B12’nin bir bölümü dışkıyla atılmaktadır.
***
Kanda B12 ölçümünün, B12 vitamin ihtiyacının ne
ölçüde karşılandığıyla ilgili fikir verse de gerçeği her zaman
yansıtmayabileceğini; hatta kanda B12 çok yüksekken -paradoksal olarak- hücrelerde
ciddi derecede B12 eksikliği yaşanabildiğini gördük. Klinik olarak B12
eksikliğinden kuşkulanılan hastalarda homosistein ve metilmalonik asit
incelemesi daha doğru fikir verebilir. Gerçekten eksiklik varsa,
homosisteinden metiyonine, -metilmalonik asit kaynaklı- metilmalonil-KoA’dan
süksinil-KoA’ya dönüşüm gerçekleşmeyip kanda homosistein ve metilmalonik asit
artacaktır.
Takviye yoluyla yüksek olmadığı anlaşılan kanda fazlaca
B12 yüksekliği; gerisinde - ciddi kan hastalıkları, çeşitli kanserler,
karaciğer yetmezliği, böbrek yetmezliği gibi- pek çok önemli hastalık
bulunabildiği yani bir hastalık belirteci olduğundan eksiklik kadar ciddiye
alınmalı ve araştırılmalıdır.
Bunun için doktorunuz önce sorgu (anamnez) ve kapsamlı bir
muayene ile klinik değerlendirme yapacak, sonra da bulgular ışığında – anti-TC
antikor, CRP, ESR, tam hemogram, karaciğer fonksiyon testleri, böbrek fonksiyon
testleri ve -yaş, cins, risk faktörleri ve klinik değerlendirmenin
rehberliğinde tümör araştırması gibi- tetkiklerle durumu aydınlatmaya
çalışacaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder